24 Mayıs 2009 Pazar

Bilgilendirme

Farkındasınızdır,bir süredir güncelleyemiyorum blogumu.Malesef bitirme,iş vs. derken çok yoğunum,hele bir hayırlısıyla mezun olayım,bol bol yazacağım,sizi yazılara boğacağım, bir sürü konu başlığım var merak etmeyin:))
en kısa zamanda gorusmek uzere..

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Karakter Analizi

Bu aralar ben de Berna'nın blogundan esinlenip (bkz: sol alt köşedeki blog listemde, Not Defteri)
kendime bir karakter testi yaptım.Cok basit bir test,9 tane resimden birini seçiyorsunuz ve sonucu gösteriyor.Benim sonucum bana 100% uyuyor, o yüzden paylaşayım dedim ,siz de bir deneyin:)

Yukarıdaki testte secilen resimler,
bu asagıdaki de benim sonucum:


Yogun istek uzerine linkini de veriyorum ( hay allah unutmusum:)

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Ayşe Kulin - Veda

Bu kitapla tanışmam tamamen tesadüf eseri.İzmit' e gittiğimde bizimkiler yeni bir kitaplık almışlardı,ben de içindekileri incelemeye koyuldum ki bu kitabı gördüm.Artık tarihi roman okumayacağım diyordum kendi kendime , çok fazla okudum zamanında diye.Yine de bir bakayım malum çok popüler neymiş diye düşündüm.Ancak kitabı okumaya başlamamla bitirmem aynı gün içinde gerçekleşti.Bitirme projesine bakmam gerekiyormuş , yok yıllık yazısı yazacakmışım hiçbir şey engelleyemedi beni.Öyle sürükleyici ki kitap,Ayşe Kulin yine yapmış yapacağını dedim.Daha önce Adı:Aylin ve Füreya kitaplarını da aynı beğeniyle okumuştum.




Kitap,Ayşe Kulin'in anneannesinin babası olan,Osmanlı'nın son Maliye Nazırı Ahmet Reşat ve ailesinin yaşadıklarını ,o sıralarda yaşanan olayları es geçmeden,ancak çok da savaş havasıyla insanı boğmadan anlatıyor ve kesinlikle taraf tutmadan gerçekleri sunuyor.Ahmet Reşat, hala padişahına sıkı sıkıya bağlı,ona asla ihanet etmiyor ancak kitabın sonlarına doğru onun da hataları oldugunu görüp, daha önce hiç şans vermediği Kuvay-ı Milliyeci'lere , başını belaya sokmadan duramayan Sarıkamış gazisi, arandığı için evinde sakladığı yeğeni sayesinde yardım etmeye başlıyor.Kitap Kemal'in yurdu kurtarma maceralarını, o günlerde yaşanan olayları , Karakol teşkilatını anlatırken, birden Mehpare çıkıveriyor ortaya, ailenin uzaktan akrabası Çerkez kızı.Kemal Sarıkamış macerasından sonra ciğerlerinden hasta olduğu için özel bakım gerekiyor ve Mehpare Kemal'e gözü gibi bakıyor.Daha sonra Kemal ve Mehpare'nin aşkına tanık oluyorsunuz, evlilikleriyle sonuçlanan ancak Kemal'in ölümüyle yarım kalan..

Ayşe Kulin, savaş ve aşk arasında çok iyi bir denge kurmuş,ne fazla aşka dalıp gerçeklerden uzaklaşmış, ne de fazla macera sunup duyguları unutmuş.Gerçekten çok beğendim kitabı.
Vahdettin'in ülkeyi terketmesi ve Ankara'daki hükümetin yönetimi devralmasıyla sürgüne giden Ahmet Reşat'ın hikayesi gerçekten üzüyor,vatanına bu kadar bağlı ancak padişahına ihanet etmemiş bir adamın hain gösterilerek idam listesine konması, onu Atatürk' e kırgın bırakmış.

Ayşe Kulin, bu konuyu 3 kitaplık bir seri halinde işlemeye karar vermiş, Veda birincisi.İkinci kitabı Umut da çıktı,onu da aldım ancak şu pazartesi günü olan sınavı atlatmalıyım önce.Bu kitapta Bosna'dan göç eden Kulin ailesinin yaşadıklarını ve teyzesi Sabahat ve Aram'ın aşkını işliyormuş yazar.Eminim o da bir solukta bitecek.

Kitap hakkında daha fazlasını merak edenlere bunları okumalarını tavsiye ederim (Ayşe Kulin röportajları)

1 Mayıs 2009 Cuma

Humpty Dumpty



Az önceki yazımda da bahsetmiştim kendisinden, ancak ayrıntılı olarak bahsetme gereği duydum.Hepiniz biliyorsunuzdur Humpty Dumpty'yi.Duvarda oturan yumurta.Ben de bilirdim ne olduğunu ama açıkçası tam da nereden geldiğini bilmiyordum.Bir İngiliz çocuk tekerlemesiymiş aslı,şöyle ki:

Humpty Dumpty sat on a wall,
Humpty Dumpty had a great fall.
All the king's horses,
And all the king's men,
Couldn't put Humpty together again.

Lewis Carrol, Through The Looking Glass kitabında es geçmemiş Humpty Dumpty'yi onu canlandırmış, sinir küpü bir yumurta haline getirmiş, Alice'i haşlayıp duruyor.E ben de olsam incecik duvarın üstünde düşerim korkusuyla sinirli olurdum sanırım.

Alice Humpty Dumpty'nin yanından ayrılacağı zaman,Humpty Dumpty bir daha görürse onu hatırlamayacağını , tıpkı diğer insanlar gibi olduğunu söylüyor, Alice de yüzünden ayırt edebileceğini söyleyince Humpty Dumpty'nin yorumu şu oluyor:
" That's what I just complain of.Your face is the same as everybody has- the two eyes , so nose in the middle ,mouth under.It's always the same.Now if you had the two eyes on the same side of the nose ,for instance - or the mouth at the top - that would be some help" 

Humpty Dumpty ayrıca, kelimelere istediği gibi mana veriyor,kimisini birleştirip tek kelime haline getiriyor ve konuyla ilgili şu yorumu yapıyor: 
"when i use a word, it means just what i choose it to mean, neither more nor less."

Travis grubu da Humpty Dumpty'yi çok sevenlerden sanırım.Onun üzerine bir aşk şarkısı bile yazmışlar, adı da Humpty Dumpty Love Song.Sözlerini de yazayım size hem de Türkçe açıklamalı:

The Humpty Dumpty Love Song - Travis

All of the king`s horses and all of the king`s men.
Kralın bütün atları ve bütün adamları

Couldn`t pull my heart back together again.
Kalbimi tekrar bir araya getiremeyecekler

All of the physicians and mathematicians too.
Bütün fizikçiler ve matematikçiler de

Failed to stop my heart from breaking in two.
Kalbinin ikiye bölünmesini engelleyemdiler

`Cos all I need is you, I just need you.
Çünkü ihtiyacım olan sensin ,sadece sana ihtiyacım var

Yeah you got the glue so I`m gonna give my heart to you.
Evet yapıştırıcın var öyleyse kalbimi sana vereceğim

I had a premonition, a movie in my mind,
Bir önsezi ve film var aklımda

Confirming my suspicions of what I would find.
Ne bulacağıma dair şüphelerimi doğrulayan

It followed me to L.A., down to Mexico,
Beni L.A ya kadar takip etti, Meksikadan aşağıya

Came in through the back door at the start of the show.
Şovun başladığı anda arka kapıdan geldi

Still all I need is you, I just need you.
Hala ihtiyacım olan her şey sensin, sadece sana ihtiyacım var

Yeah you got the glue so I`m gonna give my heart to you.
Evet yapıştırıcın var öyleyse kalbimi sana vereceğim

Oh was a perfect day. Oh in a perfect way, you know,
Oh mükemmel bir gündü, oh mükemmel bir yolda, biliyorsun

something had go, you left me high, you left me low.
Bazı şeyler gitti,beni yüksekte bıraktın, beni alçakta bıraktın

Now as I lie in pieces, and wait for your return,
Şimdi paramparaç yatarken, ve dönmeni beklerken

The sun upon my forehead it burns baby burns baby burns.
Güneş alnımda yanıyor bebeğim, yanıyor bebeğim, yanıyor

An eye on all my horses, you`ve slept with all my men.
Bir göz bütün atlarımın üzerinde, benim bütün adamlarımla yattın.

I`m never gonna get it again. Still all I need is you,
Onu tekrar asla almayacağım, hala ihtiyacım olan her şey sensin

I just need you, I just need you. Yeah you got the glue,
Sadece sana ihtiyacım var, sadece sana ihtiyacım var, evet yapıştırıcın var

So I`m gonna give my heart to you. Yeah you got the glue
Öyleyse kalbimi sana vereceğim, evet yapıştırıcın var

And there`s nothing I can do. Yeah you got the glue
Ve benim yapabileceğim hiçbir şey yok evet yapıştırıcın var

So I`m gonna give my heart to you.
Öyleyse kalbimi sana verceğim

Not:Şarkıyı dinlemek isteyenler yan taraftaki playlistte bulabilirler;)




29 Nisan 2009 Çarşamba

Through The Looking Glass







Alice's Adventures in Wonderland ' den sonra Through The Looking Glass ile devam edeceğimden bahsetmiştim.Bu kitapta bu sefer kızımız Alice soğuk bir kış gecesi koltuğunda oturur , kedisiyle dertleşir ve onunla satranç oynamayı hayal ederken, birden aynanın arkasındaki evi merak eder.Evin odası, kendi oturduğu odayla tamamen aynıdır ancak, gerçekten bir şömine var mıdır orada da , çünkü şöminenin arkası görünmemektedir aynada.Alice, aynanın yanına gider ve birden kendini diğer tarafta bulur , bu dünyada herşey ters yaşanmaktadır, bir yere gitmek istiyorsan onun tersi tarafına yürümelisindir, hafızalar da ters işler, henüz yaşanmamış olayları hatırlayabilirsin.Satranç taşları canlıdır, ve evin bahçesi bir satranç tahtası şeklindedir.Alice bu bahçede ilerleyerek Kraliçe olmayı hedeflemektedir en son hamlede.Yol üzerinde bir çok macera yaşar, enteresan karakterlerle karşılaşır.







Bu karakterlerden enteresan bulduklarımı size anlatacağım.İlki tweedledum ve tweedelde.Bunlar şişman iki kardeş,biri ne derse diğeri "contrariwise" diyerek onay verir.Biri diğerinin yeni çıngırağını kırdı diye kavga etmeye anlaşırlar, kitapta "agree to have a battle " diye geçiyor.Aslında karakterler bir tekerlemeden yola çıkılarak yaratılmış ve bu tekerlemede anlatılan olaylar yaşanıyor kitabın onlara ait bölümünde.Önce yukarıda bahsettiğim gibi kavgaya tutuşuyorlar, sonra canavarvari bir horozun geldiğini görünce korkudan kavgalarını unutuyorlar.
Tekerleme şu şekilde:








Tweedledum and Tweedledee
Agreed to have a battle;
For Tweedledum said Tweedledee
Had spoiled his nice new rattle.
Just then flew down a monstrous crow,
As black as a tar-barrel;
Which frightened both the heroes so,
They quite forgot their quarrel




İkinci karakterimiz Humpty Dumpty, yani duvarda oturan yumurta.Bu karakter de çok ünlü bir tekerlemeden geliyor.Humpty Dumpty kelimelerle oynayarak ya da birkaç kelimeyi birleştirerek enteresan kelimeler türetiyor.Örneğin;
- "brillig" means four o'clock in the afternoon- the time when you start broiling things for dinner.
- "wabe " is the grass-plot around the sundial,because it goes a long way before it and a long way behind it.





Sonrasında,Alice kızımız yolunda ilerlerken The King'le karşılaşıyor (biz de Şah'a denk geliyor satranç taşı olarak) .Kral Alice'e Elçilerinden birini görüp görmediğini soruyor. (The Messengers, biri Haigha , ilk kitaptaki March Hare karakteri, diğeri Hatta , ilk kitaptaki Hatter, ancak konu olarak herhangi bir bağları yok.) Kralla Alice arasında şöyle bir konuşma geçiyor:

Alice - 'I see nobody on the road'
The King -' I only wish I had such eyes.To be able to see Nobody! And at that distance too!'






En son paylaşmak istediğim karakter Şövalye (The Knight). Öyle beceriksiz bir şövalye ki sürekli at üstünden düşüyor ve Alice onu düzeltmek zorunda kalıyor, ve sürekli saçma sapan şeyler icat ettiğini iddia ediyor.Şövalye Alice'e bir şarkı söylemek istiyor ancak şarkının adı konusunda bir türlü anlaşamıyorlar şöyle ki:

The Knight- 'The name of the song is called Haddocks' Eyes
Alice- 'That's the name of the song , isn't it?'
The Knight- 'No , you don't understand.That's what the name is called.The name really is The Aged Aged Man.
Alice-'That's what the song is called?'
The Knight- ' No, that's quite another thing!The song is called Ways and Means but that's only what it's called ,you know!'
Alice- 'Well, what is the song ,then?
The Knight- 'The song really is A-sitting On A Gate'

Her iki kitapta da daha anlatılacak çok fazla karakter ve enteresan diyalog var,yalnız ben size en çok hoşuma gidenleri aktardım.Gerisini öğrenmek için tavsiyem ikisini de orjinal dilinde okumanız.İki kitap da gayet başarılıydı ancak tabi ki Alice's Adventures in Wonderland çok daha güzeldi,belki de ben sıkılmaya başlamıştım çünkü gözüm sıradaki kitaba takılmaktaydı o sıralar..



Google'a inanmak


Gecen gun, siteme google'dan gelen ziyaretcilerin kullandıgı anahtar kelimelere baktım.En populeri possesivprononomen olmus, sanırım almancaya yogun bir talep var. 2. en cok ziyaretci ceken konu ise aida operası.Bunun nedenini de bu konuda Türkçe kaynakların az olmasına bağlıyorum ben.

Tamam çok güzel, bunlar gayet mantıklı ama merak ediyorum , hangi biriniz google ' daki arama çubuğuna " güvercini doğduktan iki saatte büyüten hormon" yazmıştır veya yazmayı aklından geçirmiştir acaba? Sana sesleniyorum ziyaretçi ne yapacaksın bu hormonu, yazık değil mi canım güvercinlere ? Nedir bu seri üretim tutkusu böyle? Tavukların hormonla kısa sürede büyütülmesi gerçeğine alışmıştık ama güvercinlerin de aynı muameleye maruz kaldığını, ( hele ki 2 saat gibi bir sürede!) hiç duymamıştım, yazık günah vallahi..

23 Nisan 2009 Perşembe

Boleyn Kızı



Bugün,Boleyn Kızı'nın filmini izledim.Kitabı okumamış biri olarak film iyi sayılabilirdi,Natalie Portman ve Scarlett Johansson tabi ki filme ayrı bir renk katıyordu, ayrıca Eric Bana da çok beğendiğim aktörlerdendir.Filmi izledikten sonra kitabı da okumaya karar verdim, konu ilgimi çekti.

Filmdeki en düzgün karakterler kraliçe ve kızların anneleriydi.Neredeyse bütün erkekler, güç  ve ihtiras yüzünden bütün ahlaki değerleri yıkacak işler yaptılar( Gregory ' yi bu kategoriye katmıyorum, yazık oldu çocuğa ) .Baba kızlarını pazarladı, birbirine düşmelerine göz yumdu, Mary ' nin kocası konsey üyeliği için karısını krala verdi, hele o dayı yok  mu , ne kadar pislik bir insanmış öyle, kendi ihtirasları için 3 yeğenini de harcadı.Zaten krala söyleyecek laf yok, çok uçkuru düşük bir insanmış, tam 6 tane karısı varmış ve onları da ya boşamış ya idam ettirmiş.

Ancak, filmde de dikkat ettim,dünyanın her yerinde kadınlar hakir görülüyor, erkek çocuklar kızlardan üstün tutuluyor, oralarda da kadınlar kızları olduğu için ağlıyor.Ancak o beğenmedikleri kızlar , dünyanın düzenini değiştiriyor ,örneğin İngiltere'nin Katolik Kilisesinden ayrılmasına sebep oluyor.

Fırsatını bulduğum ilk an kitabı okuyup, filmle kitabın da karşılaştırmasını yaparım.Ancak sanırım, filmde bir çok detay atlanmış , çünkü hikayeyi bilmeyen biri olarak ben anlamakta zorluk çektim izlerken , e şimdi noldu , kimin eli kimin cebinde, kim bu kadın vs.. gibi sorular belirdi sürekli aklımda..Anlayabiliyorum tabi ki, kocaman bir kitaptan insanları sıkmayacak uzunlukta bir film çıkarmak çok zor ancak, önümüzde bir Yüzüklerin Efendisi örneği varken, beklentileri de çok düşürmemek gerek sanırım..


Alice's Adventures In Wonderland


Linguistic ders kitabını okurken çok fazla bahsinin geçmesi nedeniyle merak ettiğim , alıp okuduğum kitap.Aslında Türkçesini her çocuk gibi ben de okumuş , çizgi filmlerini izlemiştim.Ancak , linguistic kitabındaki alıntılarda benim dikkatimi çeken kelime oyunlarıydı ve sonra kitabın aslında tamamen bunlardan oluştuğunu farkettim.Türkçe'ye çevrilince tabi ki bunlar yok oluyor, ve kitabı orjinal dilinden okumayanlar onu sadece, Alice adlı kızın Harikalar Diyarı'nda başına gelen enteresan olayları barındıran bir çocuk kitabı olarak değerlendiriyorlar.
Bana kalırsa kitap kesinlikle korkunç bir zeka ürünü ve yazarı zaten bir matematikçi.Bu kitabı orjinal dilinde kesinlikle okumanızı öneririm.Ben elimden bırakamadım.




Size kitapta en beğendiğim bir kaç bölümünü anlatayım:






Alice kendi gözyaşlarından oluşan havuzda yüzerken bir fareyle karşılaşır.Sonra fareden kendi hikayesini anlatmasını ister.Fare ona cevap olarak " mine is a long and sad tale " diye cevap verir.Alice 'in tepkisi ise "it ' s a long tail , certainly but why do you call it sad? " olur.Ve sonrasında fare kendi hikayesini anlatırken, Alice bunun aslında yandaki gibi fare kuyruğu biçiminde bir şiir olduğunu düşünür.









Bir diğerinde Alice, The Dutchess yani Düşes ile konuşmaktadır.Düşes, her söylediği cümlenin sonunda "and the moral of that is.. " şeklinde bir açıklama getirmektedir.Konuşmanın bir kısmında hardalın bir mineral olduğuna , ve madenden çıkarıldığına karar verirler ve yakınlarda büyük bir hardal madeni olduğunu söyler düşes ve ekler ; "there is a large mustard mine near here .And the moral of that is- the more there is of mine, the less there is of yours"








Daha sonra Alice Mock Turtle 'la karşı karşıya gelir.Mock Turtle ona deniz altındaki okulundan bahsetmeye başlar.Derslerin ilk gün 10 saat , sonra 9, sonra 8.. şeklinde olduğunu söyler ve Alice bu duruma şaşırınca şöyle der; "That's the reason they're called lessons, they lessen day by day."

Yine Mock Turtle okulda gördüğü dersleri anlatmaktadır.Derslerin isimleri şu şekildedir:

- Reeling and Writhing
- Aritmetic - Ambition, Distraction, Uglification and Derision
(Burada uglify kelimesinin beautify kelimesinin zıttı olduğunu iddia eder Mock Turtle ki İngilizce'de uglification diye bir kelime yoktur.)
- Mystery, ancient and modern
- Drawling , Streching and Fainting in Coils
- Classical, Laughing and Grief







Kitabın sonlarına doğru, Kral ( yani iskambil kağıtlarının kralı ) , masanın üstündeki tartları kimin çaldığı hakkındaki davayı yürütürken, tanık olarak çağrılan Hatter ' a başındaki şapkayı çıkarmasını emreder.Hatter da hayır yapamam benim değil der ve kral o zaman çalıntı der.Hatter'ın cevabı şu olur; "I keep them to sell, I 've none of my own, I'm a hatter" . (Açıkçası ben bu cümleye kadar, Hatter'ın adının buradan geldiğini anlamamıştım.)





Kitap hakkında size biraz fikir vermek istedim.Ben çok beğendim ve bu fantastik dünyaya girip, birazcık olsun gerçek hayatı unutmak çok iyi geldi.Lewis Carroll'ın Alice'in hikayesine devam ettiği "Through The Looking Glass" adlı kitabıyla devam edeceğim.Okuduğumda onunla ilgili yorumlarımı da iletirim..

19 Nisan 2009 Pazar

Ziyaretçi Sayısı ve Queen Arasındaki İlişki

Queen hakkındaki yazımı henüz yollamıştım ki 1'den yukarı pek çıkmayan # online göstergesi birden 5 ' e ve dakika sonra da 8 ' e fırladı.Hali hazırda 7 görünüyor.
Bunu queen' e mi yormalıyım bilemedim , ama bu anı ölümsüzleştirmek istedim.

İşte bu ilk an:

Bu da ikincisi:



Vay be queen sen nelere kadirsin!!!









Queen - We Will Rock You



Çocukluğumda çok büyük iz bırakmış bir queen şarkısı.Ben yaklaşık 4-5 yaşlarındaydım daha okula gitmiyordum.Benim yaşıtım bir de arkadaşım vardı, bizim evin önündeki salıncakta bütün gün ayakta iki kişi sallanırken, bir yandan da bunu söylemeye çalışırdık.Sözlerini bizden yaşça büyük olan , ve o zamanlar yanılmıyorsam lise çağlarını yaşamakta olan kuzenden öğrenmiştik (öğrenmekten ne kasdettiğimi tahmin edebilirsiniz sanırım). Çok eğlenirdik bu şarkıyı söylemeye çalışırken ,ellerimizi önce iki kere dizlerimize sonra da birbirine vurarak ritm tutardık.Vay be ne günlerdi.

Bu şarkıyı hala çok severim ben, arada dinler eski günlere dönerim.

Sözlerini de yazayım madem bu kadar bahsettim :


We Will Rock You

Queen

Buddy you're a boy make a big noise
Playin' in the street gonna be a big man some day
You got mud on yo' face
You big disgrace
Kickin' your can all over the place
Singin'

'We will we will rock you
We will we will rock you'

Buddy you're a young man hard man
Shoutin' in the street gonna take on the
world some day
You got blood on yo' face
You big disgrace
Wavin' your banner all over the place

'We will we will rock you'
Singin'
'We will we will rock you'

Buddy you're an old man poor man
Pleadin' with your eyes gonna make you some peace some
day
You got mud on your face
You big disgrace
Somebody better put you back into your place

'We will we will rock you'
Singin'
'We will we will rock you'
Everybody
'We will we will rock you'
'We will we will rock you'
Alright


Not:Dinlemek isteyenler sol taraftaki playlistte bulabilirler şarkıyı..

18 Nisan 2009 Cumartesi

Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini


Uyarı: Filmi izlemeyenler bu yazıyı okuyunca bana kızmasınlar, bol bol spoiler içermektedir!!

Dün kitabını çok çok beğenerek okuduğum Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini adlı filmi izledim .
Filmin de kitap gibi güzel olacağını ummuştum ama açıkçası tam bir hüsrandı.Tamam, kitaptan uyarlama yapmak gerçekten zor, her detayı çekmeye çalışsanız film bitmez ama bu kadar da atlanmaz ve değiştirilmez ki..


Kitabı okurken çok önemli bulduğum ve beni etkileyen bir çok detay filmde yoktu.
Mesela Carlo'nun hikayesinden hiç bahsedilmiyordu.Carlo aslında bir eşcinsel ve orduya da sevecek birini bulmak ümidiyle katılıyor ve Francesco'ya aşık oluyor.Ancak Francesco ölüyor ve Carlo daha sonra Corelli'ye aşık oluyor ve kurşuna dizilme sırasında bu yüzden kendini Corelli'ye siper ediyor.


Tamam kabul, cinsellik öğeleri prim yapıyor, ancak kitapta Corelli ve Pelegia hiç bir zaman beraber olmuyorlar.Neden her filme illa böyle sahneler koyarlar,savaş sırasında geçen bir filmde sevişme sahnesi olmazsa daha mı az güzel olur.Bence kitap gayet güzeldi o haliyle..

Sonra, Corelli'nin vurulmasından sonraki dönemler hiç anlatılmamış,ki bu çok uzun bir dönem kitapta.Hiç hareket etmeden yatması gerekiyor uzun süre, ve vücudunda bu yüzden yaralar bile çıkıyor.Bir gün Alman askerleri gelip evi arıyorlar ve Corelli'yi mecburen o halde mahzene saklıyorlar.Şöyle bir gösterip geçmişler, ne olduğu bile anlaşılmıyor.Kitapta asıl anlatılan savaş sırasında ve sonrasında insanların çektikleri,Almanların zulmü, kıtlık günleri.Ama sanki savaş bitince herşey bir anda güllük gülistanlık olmuş gibi gösteriliyor filmde..

Dahası, filmde depremde yıkılan evlerinin enkazından babası kendi kendine çıkıyor,
ancak orjinal metinde baba orada ölüyor, ki bence bu çok acıklıydı.

Sonrasında Pelegia doktorluk eğitimi filan da almıyor, Allah aşkına bit kadar bi adada ne arasın doktorluk eğitimi alınacak bir okul?

Filmde Corelli birkaç yıl sonra Pelegia 'nın şarkısının olduğu bir plak yolluyor önce daha sonra da babanın mektubu üzerine geliyor ve bu savaştan 7 yıl sonrasına tekabül ediyor.Ancak kitapta bu
da böyle değil.Corelli bir gün geri dönüyor ancak Pelegia ' yı kucagında bir bebekle görüyor ( Pelegia'nın bulup büyüttüğü kız ) ,onun evlendiğini sanıyor ve yaşlanana kadar da bir daha dönmüyor.Yıllar sonra tekrar dönüyor, ancak o zaman birleşebiliyorlar ki bu hiç de filmdeki gibi 7 yıl sonra değil, artık ikisi de iyice yaşlanmış oluyorlar.

Sonuç olarak, kitabın orjinalinden bu kadar saptırılması ve çok önemli detayların atlanarak
kitabın sadece bir aşk hikayesi haline dönüştürülmesi hiç hoşuma gitmedi.


Ayrıca, neden Kefalonya gibi bir adada, insanlar kendi aralarında bile aksanlı bir İngilizce konuşsunlar? Bari o kısımları orjinal diliyle çekselermiş ve altyazıyla verselermiş, çok saçma olmuş bence..

Amma da kötüledim filmi.Ama siz kitabı mutlaka okuyun, benim favorilerim arasındadır,
kesinlikle tavsiye ederim..

Son olarak emeğe saygı:

Kitap / Film Adı: Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini (Captain Corelli's Mandolin)
Yazar:Louis de Bernieres
Yönetmen: John Madden
Oyuncular:Penelope Cruz, Nicolas Cage, John Hurt, Christian Bale






17 Nisan 2009 Cuma

Gorki - Çocukluğum



Hayatımda okuduğum(aslında bitirmeyi başaramadığım) en iç karartıcı kitap.
Bir insan evladının böyle bir çocukluk geçirmiş olduğunu düşünmek çok üzücü.Kahramanımız babası ve yeni doğan kardeşi aynı gün ölünce annesiyle dedesinin yanına yerleşir.Daha sonra
da annesiyle hiçbir bağı kalmaz, çünkü anne onunla ilgilenmeyi reddeder.Dedesi çok acımasız, sevgi yoksunu bir insandır ve en ufak hareketinde onu cezalandırarak korkunç şekilde dövmektedir,öyle ki günlerce yataktan kalkamamaktadır. İki dayısı sürekli birbiriyle
miras yüzünden didişir, bunlar çok kötü insanlardır, bir tanesi karısını döverek öldürmüştür.Evde dede ve babanenin kapı önünde bulup yetiştirdikleri,Tziganok adında bir de genç bulunmaktadır.Tziganok çok iyi bir çocuktur ve kahramanımız dayak yerken ,onun yediği
dayağın şiddetini azaltmak için kollarını sopanın altına uzatıp,kendini siper eder her defasında.Evdeki en iyi insan babanedir, çok dindardır, her daim çocuğun yanındadır, onu eğlendirmek için elinden geleni yapar.Evdeki fiziksel şartlar da çok kötüdür,



çocuklar böceklerle oyun oynamayı alışkanlık haline getirmişlerdir.

Bir gün dayısının ölen karısının mezarının başına konacak devasa hacı taşırken
Tziganok ,hacın altında kalarak ölür.Bunun üzerine dayısının yorumu ,"
ben taşısaydım ben altında kalacaktım, ucuz kurtuldum " olur.
Bir kaç gün sonra da diğer dayısının karısı doğum sırasında ölür.

Anlayacağınız kitap o kadar iç karartıcı, ve o kadar insanlıktan yoksun karakterleri barındırıyor ki daha fazla dayanamadım , bıraktım.Açıkcası yazarımız icin de gercekten cok üzüldüm, böyle bir cocukluk geciren bir insanın, hayatının ileri donemlerinde bunalıma girip intihara tesebbus
etmesine hiç şaşırmamalı..

16 Nisan 2009 Perşembe

Ergenekon'a Farklı Bir Bakış

Daha fazla yoruma gerek yok sanırım:)

14 Nisan 2009 Salı

Update Panel'de Response.Write( ) Hatası

Eger siz de asp.net 'te update panelle calısıyor ve Response.Write( ) satırında yukarıdaki gibi bir hatayla karsılasıyorsanız, sorununuzun cözümü bende.
Bu hata benim karsıma update butonuna bastıktan sonra popup penceresini kapatmaya calısırken cıktı.Sorunu cözmek icin yapılması gereken

butona basıldıgında sayfanın bir kere refresh edilmesini saglamak.Bunun icin update panel'in özelliklerine geliyoruz.Triggers Collection' a yeni bir trigger eklemek icin tıklıyoruz ve karsımıza cıkan ekranda alttaki add butonunun sagındaki oka tıklayarak PostBackTrigger'ı seçiyoruz.Daha sonra sağ tarafta Behaviour'un altındaki ControlID' ye butonumuzun id'sini yazıp ok diyoruz.Böylece sorunumuz çözülüyor.Simdi her butona tıkladıgımızda sayfanın refresh edilmesi saglanacak ve biz Response.Write( ) hatası almayacagız :)

5 Nisan 2009 Pazar

Descartes'ın İnsan Davranışları Üzerine Görüşleri


Öğrenme üzerine yapılan çalışmalara teorik yaklaşımlar köklerini Rene Descartes'ten almaktadır.Descartes'tan önce çoğunlukla insan davranışlarının tamamiyle bilinçli niyet (conscious intent) ve özgür irade (free will) ile belirlendiği düşünülürdü.Descartes, insan doğasına bu bakışa itiraz etti çünkü insanların yaptığı çoğu şeyin dışsal uyarıcılara verilen otomatik tepkiler olduğunu farketti.Diğer yandan, özgür irade ve bilinçli kontrol düşüncesini tamamiyle terketmedi.Sonuç olarak,insan davranışları hakkında Kartezyen İkicilik (Cartesian dualism) olarak bilinen dualistik bir görüş geliştirdi.

Kartezyen dualizme göre insan davranışları ikiye ayrılır: istemli ve istemsiz. Descartes , istemsiz davranışın harici uyarıcılara karşı otomatik tepkilerden oluştuğunu ve refleks adı verilen özel bir mekanizmayla sağlandığını iddia etti.Buna karşılık,istemli davranışlar, harici uyarıcılar tarafından tetiklemeyi gerektirmiyordu ve kişinin belirli bir şekilde davranmak üzere bilinçli niyetiyle oluşmaktaydı.

Descartes'a göre duyumsal girdiler, tepki çıktısı ile yansıtılmaktaydı ( reflection ).Dolayısıyla Descartes istemsiz hareketi refleks olarak adlandırdı.

Descartes , insandışı hayvanların özgür iradesinin olmadığını ve istemli , bilinçli davranamadığını düşünmekteydi.Özgür irade ve istemli davranışları sadece insana has davranışlar olarak değerlendirmekteydi.

Zihin,daha önceleri fiziksel olmayan bir varlık olarak değerlendirilmekteydi.Descartes,zihnin fiziksel bedene beyindeki epifiz bezi (pineal gland) sayesinde bağlandığına inanmaktaydı.Bu bağlantı sayesinde,zihin istemsiz davranışları algılayabilmekte ve kayıtlarını tutabilmekteydi.Bu mekanizma sayesinde,zihin istemli davranışları da başlatabilmekteydi.İstemli davranışlar, zihin tarafından başlatılabildiği için, harici bir uyarıcıdan bağımsız olarak oluşabilmekteydi.

Descartes,ayrıca zihnin doğuştan gelen bazı fikirleri barındırdığını düşünmekteydi.Örneğin, bütün insanların Tanrı konsepti, kişilik konsepti ve geometrinin temel zihinsel aksiyomları (iki noktadan arasındaki en kısa uzunluğun bir doğru olduğu gibi) ile doğduğuna inanmaktaydı.

Descartes refleks hakkındaki bütün inançlarında hata yapmıştı.Duyu organlarından gelen his mesajlarının beyne giderken ve beyinden gelen motor mesajlarının kaslara giderken aynı sinirleri kullandığını düşünmüştü.Aynı zamanda, sinirlerinin içi boş tüpler olduğunu ve nöral taşımanın can ruhları ( animal spirits) adı verilen gazlar sayesinde olduğuna inanıyordu.Bu can ruhları, epifiz bezi tarafından salgılanmaktaydı, nöral tüpler içinde aktığına kabul ediliyordu ve kaslara girerek, şişip hareket etmelerini sağlıyordu.Son olarak,Descartes'a göre bütün reflekssel hareketler doğuştan gelmekteydi ve sinir sisteminin anatomisiyle sınırlıydı.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Nejat Uygur





Malum bu sıralar en önemli gündem maddesi seçimler.Benim de aklıma Nejat Uygur'un Zamsalak adlı kabaresi geldi,çok güzel işlemişti bu konuyu,yerlere yatmıştık yine her zamanki gibi. Bu arada Nejat Uygur , benim çok sevdiğim bir komedyendir,bu işin ustasıdır."Cılbırcın","Halıya basma laaan!" replikleri onunla özdeşleşmiştir.Benim favorim Zamsalak'tır kabareleri arasında.

Bu da Nejat Uygur hakkında bilgi: Öğretmen bir annenin ve subay bir babanın üç oğlundan ortancası olan Uygur, Kilis doğumludur. Kilis'li sanatçı İsmail Dümbüllü tarafından keşfedilmiş ve meşhur edilmiştir.
Eğitimini Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde tamamladı. İlkokulu Siirt, Ezine ve İntepe'de okudu ve bu dönemde tiyatroya müsamerelerle başladı. Sarıyer, Çanakkale ve Manisa'da ortaokulu tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi'ninHeykel Bölümü'ne girdi ama mezun olamadı. 1943 yılında Sarıyer Halkevi'nde başladığı boksla beraber spora karşı ilgisi arttı.
Atletizm ve su topu yanısıra iyi bir atbinicisidir.[1] 1952 yılında Necla Uygur ile hayatını birleştirdi. Tiyatroya profesyonel olarak 1949 yılında "Nejat Uygur Tiyatrosu" ile adım attı. Nejat Uygur, düşündüğü ilk mesleğin tiyatro olmadığını belirtti.Gençlik yıllarında Amerika'ya ulaşmak isteğiyle gemici oldu.
13 yıl süren Anadolu turneleri sürecinde sırasıyla Süheyl, Süha, Ahmet, Kemal ve Behzat adlı beş erkek çocukları dünyaya geldi. Süheyl ve Behzat babalarının deyimiyle "armut ağacının dibine düştüler" ve tiyatrocu oldular. 1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.
Uygur, 10 Eylül 2007'de beyin damarlarında oluşan bir tıkanıklık nedeniyle vücudun sol tarafında kısmi felç geçirdi. Sağlık durumuna ilişkin yapılan basın toplantısında Uygur'un sol kolunu hareket ettiremediği, yüzünde kayma olduğu, bacağında biraz hareket olduğu, konuşmasının ise düzgün olduğu ifade edildi..Oğulları Süheyl ve Behzat Uygur son açıklamalarında Nejat Uygur'un artık geçmişiyle yaşadığını söylemişlerdir.
Kaynak : Vikipedia

Not: Secimle ilgili kısım videonun 4. dakikasından sonradır.

30 Mart 2009 Pazartesi

Almanca Öğreniyorum

Almanca derslerimize devam ediyoruz. Possesivpronomen ile başlıyoruz, yani Türkçe'de iyelik eklerine karşılık gelen yapılar.Bu yapıları örnekler göstererek anlatacağım.

Possesivepronomen: mein - dein ( my - your)

der

mein Ball , dein Ball (my ball, your ball)
mein Lehrer , dein Lehrer (my teacher , your teacher (male))
mein Freund , dein Freund (my friend, your friend (male))



das

mein Telefon , dein Telefon (my telephone,your telephone)

die

meine Gitarre , deine Gitarre (my guitar, your guitar)
meine Lehrerin , deine Lehrerin (my teacher , your teacher (female))
meine Freundin , deine Freundin(my friend, your friend (female))

Yukarıdaki örneklerden de anlayacağınız gibi der ve das Artikellerine sahip olan isimler mein - dein possesivpronomen'lerine sahipken, die Artikel'ine sahip kelimeler için bunlar meine - deine şekline dönüşüyor.

Zählen und Rechen auf Deutsch ( Counting and Computing in German)

0 null 11 elf
1 eins 12 zwölf
2 zwei 13 dreizehn
3 drei 14 vierzehn
4 vier 15 fünfzehn
5 fünf 16 sechzehn
6 sechs 17 siebzehn
7 sieben 18 achtzehn
8 acht 19 neunzehn
9 neun 20 zwanzig
10 zehn

Wieviel ist drei plus acht ? (3 + 8) - Elf (11)
vier minus zwei? (4 -2) -Zwei (2)
sieben mal zwei? (7 * 2) -Vierzehn (14)
fünfzehn geteilt durch drei? (15 /3) - Fünf (5)



Bugün de dersimizin sonuna geldik.Esen kalın efenim:)

29 Mart 2009 Pazar

Seçim İzlenimleri


Ben de bugün vatandaşlık görevimi yerine getirdim ve oyumu verdim.Açıkçası çok olaylı bir sandıkta oy verdim.Bir kişi fotoğraf çekmeye çalışırken yakalandı ve yaka paça götürüldü polisler tarafından.Bir ayna yardımıyla verdikleri oyla kendi resimlerini çekerek para alıyorlarmış duyduğuma göre bu insanlar.Ancak hepsini engelleyebildiklerinden şüpheliyim..

Sonrasında yine 2 kişi birbirine girdi,bağrış çağrış..Konunun ne olduğunu anlayamadım ancak yine bir süre sonra polisler müdahale etti..

Bu arada 1 aydan fazladır yapılan tüm uyarılara rağmen kimlik numaralarını ispat eden soğuk damgalı bir belge gösteremedikleri için oy veremeyen insanlara rastladım.Merak ettiğim acaba bu insanlar hiç haber izlemiyorlar mı?İzliyorlarsa izledikleri haberleri nereleriyle dinliyorlar?

Bence bu uygulama çok yerinde oldu.Sadece kimlik göstererek oy kullanmak çok rahat.Gidip muhtarlıktan seçmen kağıdı almak gibi bir derdiniz yok, www.ysk.gov.tr ' den oyunuzu nerede kullanacağınızı öğrenebiliyorsunuz.Kimlik numarası sorununa gelince,2001 den beri kimliklerin üzerinde kimlik numarası zorunluluğu devam ediyor ancak insanların umurlarında değil demek ki.Kimlik numarası olmadan artık hangi işinizi halledebiliyorsunuz ki?

Ayrıca oy pusulaları gittikçe uzuyor,adayınızı bulana kadar canınız çıkıyor ve birçok yanlış oy kullanma vakası gerçekleşiyor bu yüzden..Bir de dikkatimi çeken artık mühürlerde evet değil tercih yazması,enteresan geldi bana..

Bu arada yapılan korkunç bir kağıt israfı var.Hem paralar havaya atılıyor hem de bir sürü ağaç kesiliyor bu kağıtları üretmek için..Sayıldıktan sonra hepsi çöpe atılacak..Herşey gibi bunun da dijital bir sisteme geçmesi gerek ancak bazı insanlarımız hala düzgün bir mühür basmayı bile beceremezken bu nasıl olur bilmiyorum..

Sonuç olarak bir önceki oy kullanma deneyimime göre gelişmeler var: kimlik numarasıyla oy kullanabilme ve artık damgalanmama gibi.Ağır aksak da olsa bu ülke yol katediyor sanırım...

27 Mart 2009 Cuma

Blogger ipucu - Devamını Okuyun Bağlantısı Yapmak



Siz de benim gibi blog sayfanızda yazıların aşağı doğru uzayıp gitmesini sevmiyorsanız, şimdi vereceğim bilgiler çok işinize yarayacak.

Öncelikle Ayarlar->Arşivleme kısmında Kayıt Sayfaları Etkinleştirilsin Mi? kısmını Evet olarak değiştirmeniz gerekli.
Daha sonra Yerleşim->Html'yi Duzenle' yi tıklıyorsunuz ve oncelikli olarak şablonunuzu her ihtimale karşı yedekliyorsunuz ( Tam Şablonu Yükle) . Sonrasında ise Html kodunun olduğu pencerenin sağ üst köşesindeki Widget Şablonlarını Genişlet kutucuğuna tıklıyorsunuz ve sayfa yeniden görüntüleniyor.

Şimdi değişime hazırsınız.

1. basamak: etiketinden hemen sonra aşağıdaki kodu yapıştırıyorsunuz:








2. basamak: etiketinden sonra aşağıdaki kodu yapıştırıyorsunuz ( Bulamadım demeyin , oralarda bir yerlerde) :







Ve böylece şablondaki değişiklikleri bitirdik.Bundan sonra bu bağlantıyı koymak istediğiniz her yazı için
şunu yapmanız gerekiyor;yazının gizlemek istediğiniz kısmının başına etiketini,yazının en
sonuna da ekleyerek ,etiketi kapatmalısınız.Şu şekilde yani:

//Yazının görüntülenecek kısmı

blah blah blah blah




//Yazının gizlenecek kısmı
blah blah blah




Yazınızı oluştururken ,Oluştur kısmında oluşturmanız, ancak yukarıda anlattıgım işlemi Html'yi Düzenle modunda yapmanız daha iyi olur,çünkü blogger yazılarınızı otomatik olarak bir çok etiketi içine alıyor,karışıklık olabilir.Eğer hala bir sorun yaşıyorsanız,kodu bir notepad dosyasına yapıştırın,etiketleri düzenleyin ve Html'yi Düzenle penceresine geri yapıştırın.

Uyarı: Yukarıda anlattığım Blogger'ın Klasik şablonlarında çalışmamaktadır.