12 Mart 2009 Perşembe

Sıdıka



Hatırlar mısınız Show Tv 'de Sıdıka diye bir dizi vardı, gündüz kuşağında yayınlanırdı.Simdiki Avrupa Yakası'nın Makbulesi başroldeydi.Bütün gün annesiyle kavga eder, akşam babasından dayak yerdi , acayip komik bir abisi ve onun daha da komik bi tekvando hocası vardı Baturalp .Bir de Kenar vardı bunun mahalleden belalısı bıçkın delikanlı:)) Çok severek izlerdim , keşke olsa da yine izlesek ..



Dizi Atilla Atalay'ın çekirdek ailelere ithafen yazmış olduğu kitabından uyarlanmıştır,1997 yapımıdır.


Oyuncular:


Sıdıka SAKA - Hasibe EREN
Safiye SAKA - Füsun Demirel
Zekeriya SAKA - Ali Erkazan
Samim SAKA - Hakan Tanfer

Jenerik müziği şu şekildedir:

" kız sıdıka
kenar mahallenin cam kenarında
dünya düstü benim yarım aklıma
camda duran ciceklerin arasında
dünyayı tattım ben deli aklım ah (burasından emin değilim doğrusunu bilen söylesin)
gir içeri kır dizini dön önüne kız sıdıka
annen görür baban duyar dayak yersin kız sıdıka"


Bu da ekşisozluk'ten kopartan sıdıka diyaloglarından bir tanesi:


" anne: kız sıdıka, sen elifsulyla fazla arkadaşlık etme, evde bilgisayar başında bi çubuğu mıncıklıyormuş.

sıdıka: öff anne... coystik o, tetris oynuyo onunla.
anne: neee? elalemin testisiyle mi oynuyo? aman allahım... sen oynamadın di mi?
sıdıka: hayır yaa, ben mausla oynadım.
anne: koş git gusül abdesti al, baban parçalar vallahi. "


11 Mart 2009 Çarşamba

Don't Worry, Be Happy

İş güç ararken sıkıldık bunaldık , havalar da bi düzelemedi,ucundan kıyısından görünüyor bahar ama hala demo versiyondayız.İste bugünlere ilaç gibi gelecek bir şarkı:

Bobby McFerrin 'den geliyor: "Don't Worry, Be Happy ! "


Sözleri de tam olarak şöyle ki:


here's a little song i wrote
you might want to sing it note for note
don't worry, be happy.
in every life we have some trouble
but when you worry you make it double
don't worry, be happy.
don't worry, be happy now.

*don't worry, be happy.
don't worry, be happy.
don't worry, be happy.
don't worry, be happy.

ain't got no place to lay your head
somebody came and took your bed
don't worry, be happy.
the landlord say your rent is late
he may have to litigate
don't worry, be happy.

*(look at me -- i'm happy.
don't worry, be happy.
here i give you my phone number.
when you worry, call me, i make you happy.
don't worry, be happy.)

ain't got no cash, ain't got no style
ain't got no gal to make you smile
don't worry, be happy.
'cause when you worry your face will frown
and that will bring everybody down
don't worry, be happy.

*(don't worry, don't worry, don't do it. be happy.
put a smile on your face. don't bring everybody down.
don't worry. it will soon pass, whatever it is.
don't worry, be happy. i'm not worried, i'm happy... )



Bu da dinlemek isteyenler için linki efem: ( Yazının başlığına tıklayarak da ulaşabilirsiniz )


9 Mart 2009 Pazartesi

Bir Film - Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi

Bu aralar vizyondaki filmlerden biri: Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi.Yaşlı doğup gittikçe gençleşen bir adamın hikayesini konu alıyor.Vücudu gittikçe gençleşse de zihni herkes gibi zaman geçtikçe yaşlanıyor.Bence harika bir film, konusu da çok orjinal açıkçası, çoğumuzun aklına getiremeyeceği türden. 2 saat 46 dakika sürüyor ancak ben keşke biraz daha sürse dedim.Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Imdb Puanı: 8.2/10

Meraklılarına Film Hakkında Enteresan Bilgiler:


"Her şey Mark Twain’in şu sözüyle başladı: “Seksen yaşında doğup yavaş yavaş 18’imize doğru ilerlesek hayat sonsuz mutluluk olurdu”. 1940 yılında hayatını kaybeden Amerikalı yazar F. Scott Fitzgerald işte bu sözden ilham alarak 1920 senesinde Benjamin Button isimli seksenli yaşlarında doğup, geriye doğru yaşlanan bir adamı konu alan kısa hikayesini kaleme aldı.

Fitzgerald’ın hikayesi büyük bir fantazi ve bir o kadar da hayal ürünüydü. Bu yüzden hikayeyi beyaz perdeye taşımak için çok iddaalı ve hevesli olmak gerekiyordu. Proje yaklaşık 40 yıl ortalıkta dolandı. Bir zamanlar filmi Spike Jonze’nin yöneteceği konuşuluyordu. Ardından 1998 yılında Ron Howard filmi çekme girişiminde bulundu, başrol içinse John Travolta düşünülüyordu.

Film yapma hayalleri yaklaşık 10 yıl önce yapımcılar Kathleen Kennedy ve Frank Marshall’ın hikayeye el atmasına dek sürdü. Aynı proje Eric Roth, David Fincher ve Brad Pitt’in de ilgisini çekiyordu. Böylelikle proje hayata geçirildi ve F. Scott Fitzgerald’ın kısa öyküsüne dayanan hikayeyi Eric Roth ve Robin Swicord yazdı, Eric Roth senaryolaştırdı. Filmde Kathleen Kennedy, Frank Marshall ve Ceán Chaffin yapımcı olarak görev aldı. Yönetmenliğini David Fincher’ın üstlendiği filmin kamera arkası ekibi, görüntü yönetiminde Claudio Miranda, yapım tasarımında Donald Graham Burt, kurguda Kirk Baxter ve Angus Wall, kostüm tasarımında ise Jacqueline West’ten oluşuyor. Filmin müziği Alexandre Desplat’nın imzasını taşıyor.

David Fincher ve ekibi; tıp dilindeki ismi ‘Hutchinson-Gilford Progeria Sendromu’ olarak bilinen, genç hastaları yaşından daha olgun gösteren ve çok seyrek rastlanan ‘progeria’ hastalığının ileri aşamalarına kapılmış bir çocuğu andıran Benjamin’i kurguladılar. Progeria hastalığının kurgusal bir versiyonunun kullanıldığı başka bir film de Robin Williams’ın rol aldığı 1996 yapımı ‘Jack’ filmidir.

Bu ekip, pek de sıradan olmayan bir adamın yaşadığı serüven içinde karşısına çıkan kişilerin ve yerlerin, bulduğu ve kaybettiği aşkların muazzam öyküsünü, hayatın keyifleri ile ölümün hüznünü ve zamanın ötesine uzanan şeyleri konu alan bir film yaptı. Ayrıca bu eser akademinin de dikkatini çekti ve en iyi erkek oyuncu, en iyi yönetmen, en iyi yardımcı kadın oyuncu ve en iyi uyarlama senaryo da dahil olmak üzere tam 13 dalda adaylıkla bu seneki Oscar’ın en iddialı ismi olduğunu gösterdi. Film, İngiliz kamuoyunun da dikkatini çekmeye başardı ve İngiliz Oscar’ı olarak bilinen İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) ödüllerine 11 dalda aday gösterildi.

Filmin senaristi Eric Roth, hikayeyi kurarken ve yazarken, anne babasının kaybını yaşadı. “Ölümleri benim için elbette çok acı vericiydi ve hayata başka türlü bakmama yol açtı. Bence insanların bu hikayede etkilenecekleri şeyler beni etkilemiş olan şeyler olacak”. Ayrıca Roth şu sözleri ile adeta filmin ana temasını çıkarıyor: “Yüzeyde, harika bir şey olacağını düşünürsünüz ama bu farklı türde bir hayat. Bence hikayeyi zorlayıcı kılan da bu. Benjamin hayatı geriye doğru yaşadığı halde, ilk öpüşmesi ve ilk aşkı onun için yine de aynı ölçüde önemli ve anlamlı. Hayatı ileriye doğru mu geriye doğru mu yaşadığınız fark etmez, hayatınızı nasıl yaşadığınız önemli”.

Filmin ilk hazırlıklarında, Fincher’ın Kennedy ve Marshall’la toplantıları çoğu zaman fazlasıyla kişiseldi. Yönetmen bu toplantılar hakkında şunları söylüyor: “Hikaye hakkında konuşmaya başlıyorduk fakat daha on beş dakika geçmeden, sevdiğimiz ama kaybettiğimiz, sevdiğimiz ama bize dikkat etmeyen ya da peşinden koştuğumuz veya bizim peşimizden koşan kişilerden söz ediyor oluyorduk. Film bu açıdan ilginç; hepimizde böyle bir etki yarattı”.

Film açısından en büyük zorluklardan biri Benjamin Button karakterini canlandırmanın tek yolu olarak Brad Pitt’in her yaşı bizzat kendisinin canlandırmasını istemesiydi. Yönetmen Fincher, “Brad karakterin hayatını baştan sonra oynayamayacaksa rolün ilgisini çekmeyeceğini söyledi” diyor. Ancak filmde Benjamin Button karakterini Brad Pitt dahil 7 aktör canlandırdı. Sette Brad Pitt’i rolüne hazırlamak için her gün 5 saat Brad’in bu rol için mükemmel bir seçim olduğunu ve rolün daha az yetkin ellerde pasifleşebileceğini söyleyen Fincher, Pitt’e rol arkadaşı olarak Cate Blanchett’ı seçti. Yönetmen, “’Elizabeth’teki performansından beri aktrise bir rol vermeyi düşünüyordum. ‘Sunset 5’e gidip, ‘Aman Tanrım, kim bu?’ diye düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum. Böylesine bir güce ve beceriye sahip kişilerle her gün karşılaşmıyorsunuz” diyor. Fakat Daisy rolü için güzel oyuncu Rachel Weisz düşünüldüğü, ancak oyuncunun programı diğer film çekimleri ile çakıştığı için geri çevrildiği Hollywood kamuoyunda dedikodular arasında.

Blanchett, her ne kadar bale dersleri çocukluğunda kalsa da, Daisy’yi bir dansçının duruşu ve tutkusuyla canlandırdı. Daisy’nin oynadığı ve Benjamin’in o oynarken izlediği müzikalin ismi ‘Rodgers ve Hammerstein’ın Müzikali’. Bu sahneler, orijinal müzikalin sahnelendiği 1945 ve 1947 tarihleri arasında gerçekleşmek zorundaydı. Ayrıca daisy ikinci olarak çiftle sergilenen bir bale çeşidi olan ‘Pas De Deux’ dansını sergiliyor.

Ekipte babasını yeni kaybeden bir diğer isim ise filmde ‘Queenie’ rolünü canlandıran Taraji P. Henson. Henson kendi rolünü şöyle tarif ediyor: “Ölümle nasıl başa çıkılacağını bilen bir kadın o. Aynı zamanda, adeta bir koşulsuz sevgi abidesi. Irkçılığın söz konusu olduğu bir dönemde, kendisinin olmayan, beyaz ve böylesine sıradışı şartlarda doğmuş bir çocuğu eve alabiliyor. Tüm bunları gözardı edip onu seviyor. Babamı yeni kaybetmiştim, ve onu çok fazla özlememe rağmen, sanki ölümü Queenie’ye uzanan serüvenimin bir parçası gibiydi. Bu rol acımın dinmesine, acım ise performansımı şekillendirmeme yardımcı oldu. Sanat çok iyileştirici olabiliyor”.

Benjamin Button’a gerçek babası Thomas Button (Jason Flemyng) babalık yapmıyor. Daha doğar doğmaz bebeğin görüntüsü karşısına dehşete düşer ve onu bir emekliler evi olan Nolan Evi’nin basamaklarına terk eder. Benjamin’e ilk babalık görevini Tizzy (Mahershalalhashbaz Ali) yapar. Ali rolü için ise şunları söylüyor: “O, Benjamin için bir tür bayrak direği, erkekliği için bir barometre. Tizzy ona rehberlik ediyor ve onu büyütüyor. Okumayı yazmayı öğretiyor; Shakespeare’i öğretiyor. Ama bence her şeyden önce ona erkek olmak nedir onu öğretiyor. Tizzy, Benjamin’e bu temeli veriyor ki Benjamin’in hayatında bir erkek modeli olabilsin”. Benjamin için bir diğer baba figürü ise Jared Harris’ın canlandırdığı Kaptan Mike’dır. Harris bu konuda şunları söylüyor: “Babanız hayatınızda çok güçlü bir figürdür. Bu hikayenin örgüsünde de erkek karakterler ve babalar ile oğullar arasındaki ilişkiler çok önemli yer tutuyor. Kaptan Mike, Benjamin’i bir baba-amca gibi hayatın kötülükleriyle ve zevkleriyle tanıştırıyor. Ayrıca onu denizde bir yaşamla tanıştırıyor ve böylece Benjamin dünyayı görme fırsatı elde ediyor”.

Film, Montreal ve Karayipler’in de aralarında bulunduğu çeşitli mekanlarda çekildi. Karakterin doğum yeri olan New Orleans da bunlardan biriydi. Fakat New Orleans şehri Katrina kasırgasının yıkımını yeni yeni atlatıyordu. Bu yüzden film seti Baltimore’a kurulacaktı. Ancak, şehir yönetimi kasırgadan iki gün sonra yapımcıları arayıp planlarına sadık kalmalarını söyleyerek film ekibini yüreklendirdi. Böylelikle Hurricane Katrina’sının ardından, New Orleans’ta Danzel Washington’ın Deja Vu filminden sonra çekilen ikinci Hollywood filmi oluyordu.

Kostümler döneme uygun ve stilizeydi. Kostüm tasarımcısı Jacqueline West, hayatının başından sonuna Benjamin Button’ı giydirmek için 20. yüzyılın sinema ikonlarından yararlandığını söylüyor: “40’lardaki Gary Cooper’ı, 50’lerdeki Brando’yu, 60’lardaki Steve McQueen’i kullandım. Müthiş birer ilham kaynağıydılar. Brad’de de aynı karizma olduğu için o kıyafetleri taşıyabileceğini biliyordum”.

Pitt için gençliliğinden yaşlılığına Benjamin performansını destekleyecek bir diğer fiziksel öğe de dijital tekniklerdi. Uzun zamandır Fincher’la çalışmış olan görsel efektler amiri Eric Barba, Oscar ödüllü özel makyaj tasarımcısı Greg Cannom’la omuz omuza çalıştı. Cannom film süresince yaşlanma ve geriye dönük yaşlanma etkilerini destekleyecek protezleri yaratmakla sorumluydu.

Filmde ışıklandırmalar genellikle karede ampuller kullanılarak yapıldı ve çekimlerin doğal olması sağlandı. Doğal ışık kaynaklarını kullanabilmek, aynı zamanda hızlı hareket edebilmek için çoğunlukla dijital çekim yapıldı.

En son ‘Slumdog Millionaire’ filmiyle Altın Küre ödülünü kazanan ünlü yönetmen Danny Boyle, bir çizgi roman olan “Solomon Grundy” projesini hikayenin Benjamin Button’a benzemesi nedeniyle geri çekti.

Her kelimesi anlam yüklü replikleri ve hayatımızın her döneminde karşımıza çıkabilecek olaylar ile filmden kareleri hatırlayacağımız unutulmayacak bir başyapıt, sinema tarihinin unutulmaz filmleri arasına girmeye aday Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi, filmin açılış sahnesindeki doğuştan kör olan ve güneyin en iyi saatçisi ünvanına sahip Bay Gateau’nın yaptığı ve kaybettiklerimizi geri kazanma umuduyla geriye doğru işleyen ancak 2002 senesinden sonra tren istasyonuna yeni bir digital saat alınmasıyla hurdaya ayrılan saatin Katrina Kasırgası nedeni ile sular altında kalışıyla dramatik bir final buluyor.
* Sinemalife dergisinin Şubat 2009 sayısında yayınlanmıştır."

Kaynak:www.sinemalar.com







Aida Operası


Aida operası İtalyan besteci Verdi tarafından,Süveyş Kanalı'nın açılışını kutlamak için o zamanki Mısır Hidivinin arzusu üzerine bestelenmiştir ancak Fransa-Prusya Savaşı nedeniyle kanal açıldıktan 2 yıl sonra ilk defa sergilenebilmiştir.Verdi aynı zamanda bir İtalyan parlementerdir.Eser romantik dönemde bestelenmiştir ve ani iniş çıkışları ve acıklı bir aşk hikayesi olan konusuyla bunu hemen belli etmektedir.
Bu eser aynı zamanda beni operayla tanıstırmıstır:).Benim kanımca cok basarılıydı.Uzerinden uzun zaman gecmesine ragmen leitmotifler hala aklımda..

Bu da leitmotif de nesi diyenler icin ufak bir açıklama:


"A leitmotif (pronounced /?la?tmo?'ti?f/) (also leitmotiv; lit. "leading motif") is a recurring musical theme, associated with a particular person, place, or idea. The word has also been used by extension to mean any sort of recurring theme, whether in music, literature, or the life of a fictional character or a real person."
Kaynak :wikipedia


Size operanın perde perde konusunu da sunayım:


1. PERDE
Memfis şehrinde firavunun sarayının bir salonunda, Başrahip Ramfis, genç komutan Radames ile konuşmaktadır. Tanrıça İsis, Radames’i Habeşlilerle yapılacak savaşta, Mısır ordusuna başkomutan olarak göstermiştir. Ramfis yanından ayrılınca, Radames düşüncelere dalar. Savaşa gidecek, başarıyla yurduna dönecek ve sarayda tutsak bulunan Habeşli sevgilisi Aida'ya kavuşacaktır. Firavunun kızı Amneris ve kölesi Aida gelirler. Amneris, Radames’i sevmekte, fakat ondan karşılık görmemektedir. Radames'in gözü Aida'dadır. İki genç arasındaki bakışmalar, Amneris'in gözünden kaçmamıştır. Genç kız şüphe ile sarsılır. Firavun maiyetiyle salona girer. Bir haberci, Kral Amonasro komutasındaki Habeş ordusunun, her yeri yakıp yıkarak Mısır'a ilerlediğini haber verir. Amonasro adı geçince Aida yavaşca "Babacığım..." diye inler. Firavun, orduya başkomutan olarak Radames'in seçildiğini bildirir. Herkes Vulkan Tapınağı'nda yapılacak törene gitmek üzere çıkar. Yalnız kalan Aida, "zaferle dön...!" der. Bir tarafta babası ve ulusu, diğer tarafta sevgilisi vardır. Hangisine başarı dileyeceğini şaşırmıştır, çareyi dua etmekte bulur.
Vulkan Tapınağı'daki büyük tören. Rahibelerin kutsal dansı sürmektedir. Başrahip, kutsal kılıcı Radames'e verir.
2. PERDE
Mısır ordusunun zafer haberi gelmiştir. Tutsaklar, Amneris'in dairesinde dansederek prensesi eğlendirmektedirler. Amneris, Radames'i biran önce görebilmek için sabırsızlanmaktadır. İçeriye mutsuz Aida girer. İki kız arasında dramatik bir düet başlar. Prenses, şüphelerinden kurtulmak için Aida'ya Radames'in savaşta öldüğünü söyler. Genç kızın perişan halinden durumu anlar. Kıskançlıktan deli gibidir. Onun ölmediğini, ancak bir tutsağın hiç bir zaman bir prensese rakip olamayacağını bildirir.
Teb şehrine giden büyük yolda, Firavun, rahipler ve halk, asker ve tutsakların geçişini izlemektedirler . Firavun Radames'e bütün arzularının yerine getirileceğini söyler. Amneris, başkomutan Radames'in başına zafer tacını koyar. Tutsakların geçişi bitince, subay kıyafetleri içindeki Amonasro, zincirlerle bağlı olarak getirilir. Aida, koşarak babasının boynuna sarılır. Amonasro, kızına kimliğini açıklamamasını fısıldar. Kendisini savaşta ölen Habeş Kralı'nın subaylarından biri olarak tanıtır ve bağışlanmalarını diler. Ramfis ve diğer rahipler, hepsinin öldürülmeleri gerektiğini düşünürler. Radames, tutsakların bağışlanmaları isteğini tekrarlar. İstek kabul olunmuştur, Firavun Radames'e başarısının ödülü olarak kızı Amneris ile evleneceğini bildirir.
3. PERDE
Başrahip Amneris'i düğünden bir gün önce, dua etmek üzere tapınağa getirir. Radames tarafından çağırılan Aida da oradadır. Aida, aşkını ve vatanını düşünmektedir. O sırada babası Amonasro görünür, kızının gizli aşkını öğrenmiştir. Bu sayede vatana dönebileceklerdir. Bunun için planı da hazırdır. Kızına, Radames'e sorarak Mısır ordusunun planını elde etmesi gerektiğini söyler. Aida direnirse de sonunda razı olur.
Az sonra Radames gelir. Amonasro bir ağacın arkasına saklanır. Aida, Radames'e kaçmalarını önerir, ona gidebilecekleri yolu sorar. Radames Napata Boğazı cevabını verir. Amonasro'nun bilmek istediği de budur. Habeş Kralı ortaya çıkar ve kimliğini açıklar. Genç kumandanı yaptığı hatayı anlamıştır. O sırada, Amneris ve başrahip gözükürler. Amonasro prensesi öldürmek isterse de Radames engel olur. Baba kız kaçarlar, Radames kılıcını Ramfis'e teslim eder.
4. PERDE
Büyük mahkemenin kapısında aşk ve kıskançlıktan kıvranın Amneris, Radames'i beklemektedir. Sevgilisi vatana ihanet suçundan yargılanacaktır. Prenses getirilen komutana, kendisiyle evlenirse cezadan kurtulabileceğini söyler. Radames bu öneriyi geri çevirir. Duruşma başlar, başrahip, Radames'e suçlu olup olmadığını sorar, komutan soruyu cevapsız bırakır. Rahipler onun suçlu olduğuna karar verirler ve diri diri gömülmek suretiyle ölüme mahkum ederler.
Radames'in diri diri gömüldüğü mezarı görülür. Radames, Aida'yı düşünürken onu karşısında bulur. Genç kız ölümü sevgilisiyle paylaşmak için gizlice mezara girip saklanmıştır. Aida Radames'in kollarında son nefesini verirken, yukarıda Amneris hayatını mahvettiği sevdiği adam için dua etmektedir.
Kaynak:Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü


tekzip

bir önceki yazımda yer alan "mezun olana kadar bu konuda stres yapmayacagım" cümlesi tamamen bir yalan beyandır.İş aramaya karar verdigimden beri gereksiz bir stres icindeyim.Surekli olarak ne yapsam,nerede is bulsam,aman mülakatta ne yapacagım,bak hala aramadılar gördün mü seklinde dolasan manyak psikopatın teki oldum cıktım.Dertsiz basıma dert aldım,itiraf ediyorum..

26 Şubat 2009 Perşembe

boşluktan ne yapacağını bilememe

Evet,bu başlığı yazabildiğime ben de çok şaşırıyorum.Tatil,boş zaman diye yırtınan ben bir anda haftada 9 saat dersle boş kalınca sudan çıkmış balığa döndüm.Evde otursam sıkılıyorum, dışarıda yapacak birşey yok hava soğuk çünkü, fazla boş kalınca da yapmam gerekenleri de yapacak şevk kalmıyor bende, alışmışım yoğunluğa ,koşuşturmaya..
Ben de dedim madem boşluktan bunalıyorsun özlem sen kaşındın paran da yok,kalk iş ara..Tabi bu krizde iş bulmak ne kadar kolay olursa..Başvurdum bi kaç yere olursa ne ala olmazsa da çok da umrumda değil, mezun olana kadar bu konuda stres yapmayacağım..

Maslow Teorisi - İhtiyaçların Hiyerarşisi


Hani insanların istekleri hiç bitmez ya, şunu yesem,bunu giysem,buraya gitsem..Onları yapınca başka şeyler arar; bir iş bulsam,çok para kazansam ,zengin olsam, azıcık para da kazanınca başlar kariyer peşinde koşmaya, başarmak ,takdir edilmek ister.. Hiç bitmez bu istekler,herşeyi ister insanoğlu..Bitmek tükenmek bilmez bir enerjiyle isteyecek bir şeyler bulur,bunları gerçekleştirmek için kendini yorar ,yıpratır,başaramazsa depresyona girer...

Abraham Maslow , insani ihtiyaçları kategorize etmiş, hepimizin ilkokuldan hatırladığını sandığım besin piramidine benzer bir piramit çıkmış ortaya.İşte size Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi:

"Maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha 'üst ihtiyaçlar'ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini sözkonusu etmektedir. Maslow'un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.

Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir.
1. Fizyolojik gereksinimler
2. Güvenlik gereksinimi
3. Ait olma gereksinimi
4. Sevgi, sevecenlik gereksinimi
5. Saygınlık gereksinimi
6. Kendini gerçekleştirme gereksinimi

Maslow'a göre birey için o an baskın olan gereksinimler hangi kategoriye ait gereksinimler ise, diğer deyişle günlük etkinlikleri ağırlıklı olarak hangi gereksinimleri doyurmaya yöneliyorsa, kişilik gelişmişlik düzeyi de onun istencinden ya da seçiminden bağımsız olarak bu gereksinim kategorisine karşılık gelen düzeyde bulunacaktır.

Belirli bir kategorideki gereksinimler tam olarak karşılanmadan kişi bir üst düzeydeki kategorinin gereksinimlerini algılamaz, böyle gereksinimleri yoktur. Örnek olarak günlük olarak karnını doyurabilen fakat güvenlik içinde bulunmayan, kendini sürekli olarak olası bir tehdit altında algılayan bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir gereksinimi yoktur.

Belirli bir gereksinim kategorisindeki gereksinimlerin karşılanması durumunda kişi, bir üst kategorideki gereksinimleri karşılamaya yönelecektir. Bu durum kişilik gelişme düzeyini de bir üst düzeye sürükleyecektir."


Kaynak:Vikipedia





21 Şubat 2009 Cumartesi

Kitap Tanıtımı - Jane Eyre

Bundan sonra okudugum kitapları size de tanıtmaya karar verdim.İlk tanıtacağım kitap son okuduğum "Jane Eyre".Bu kitap "Bronte kardeşler" olarak bilinen üç yazar kardeşin en büyüğü olan Charlotte Bronte tarafından yazılmıştır.Jane Eyre adlı bir kızın, çocukluğundan itibaren başından geçenleri anlattığı kitap, daha sonra çok güzel bir aşk romanına dönüşmektedir.Yalnız, yazar herşeyi öyle gizemli anlatmakta ki , sürekli bir merak hali uyandırmakta ve asla sıkmamaktadır.Şahsen ben 650 sayfalık kitabı birkaç gün içinde bitirdim.




Size kitabın arkasındaki açıklamayı da sunayım:

" Jane Eyre, ürpertici, fantastik ve doğaüstü öyküyü anlatan Gotik Roman geleneğine ait olan bir eserdir.Horace Walpole, M. G. Lewis ve Ann Radclif bu edebi türün kullanıcıları arasında yer alıyordu. Jane Eyre, Gotik Roman geleneğinde olduğu gibi bir belirsizlik içermektedir, ancak talihsiz ama galip Jane'in anlatıcılığıyla okuyucuyu cesaretlendirerek bu belirsizlikten uzaklaştırmaya başlar.Jane Eyre' de sembollerin sık olarak kullanımı, içeriğine bir de şiirsel güç katar.Örneğin, Bertha'nın duvağındaki gözyaşı, Rochester'ın hem gerçek karısına hem de nişanlısı Jane'e ihanetini sembolize eder.Bir süre sonra roman, kaba tavırlı olan ve güçlü iradeli bir kadını tanımlamak için eleştirilmiştir, ancak 19. yy. İngiltere'sinde kadın hayatının açığa vurulması, bu dönemde büyük ilgiyle konularda işlenmiştir.

Bronte kardeşlerin dehasını Emily Bronte "Uğultulu Tepeler" romanında gösterdiği gibi Charlotte Bronte de "Jane Eyre" de bu dehanın aynı kuvvette bir başka eserini yaratmıştır."


20 Şubat 2009 Cuma

Bir Garip Halet-i Ruhiye

Bir seyi cok istemek,ama bir yandan da ondan tiksinmek..Son gunlerde cok sık hissediyorum bunu.Bir sey yapmak,yemek,izlemek;bir anda aklıma dusuyor,sonra dusunuyorum hic birsey ifade etmiyor bana o seyi yapmak,midem bulanıyor,zaten basım da bin ton nasıl kaldıracagım kendimi buradan diyorum vazgeciyorum.
Ama bu usengec insan iki dakika sonra kalkıp bulasık yıkamaya falan baslıyor,bir yandan kendimi durduramıyorum,cunku icimde acayip bir istek var bir duzen kurmaya,bu karmasayı ortadan kaldırmaya ama gereken şevk ani bir sekilde gelip beni huzursuz edip,yine geldigi gibi gidiyor.Bu gelgitlerden cok yorulmaya basladım,resmen fizyolojim ve psikolojim catısma halinde.Hastayım deyip yatıyorum,zar zor bir saat uyuyup uyanıyorum,
bir adacayı icip yarattıgı doping etkisiyle alısveris yapmaya kosuyorum.Tabanlarım patlamıs bir durumda eve geliyorum,sonra yine bir hastalık hali..
Dusunuyorum da ben bu ev sınırlarında kendimi hasta hissetmeye baslıyorum galiba.Dısarıdayken turp gibiyim masallah.Sanki bir kafese tıkılmısım gibi,ufacık bir oda,artık bana sıkıcı gelen,icimi daraltan bir suru esya..
Sıkılıyorum kendime bir cay yapayım diyorum,ama mutfaga girmek icin engel atlama konusunda kendimi gelistirmis olmam gerek zira sandalyeler orada burada koca daglar gibi duruyor onumde.Girmeyi basardıktan sonra da priz konusuna bir cozum bulmalı,cunku o kadar iyi bir elektrik tesisatı var ki evde prizler tek tek yanıyor..Evdeki bu müşküllerin yanında bir de surekli gidip gelen basagrıları,bir kac gundur beni yalnız bırakmamaya and icmis mide bulantıları ve kroniklesmis boyun agrım da eklenince,kendimi ufaktan bir cehennem icinde buluyorum.Bunu soyler soylemez de kendimi cok kotu hissediyorum,cunku sukursuzluk yaptıgımın farkındayım.Bircok ogrencinin ulasamadıgı bir konfor icinde yasıyorum,yedigim onumde yemedigim arkamda,giymedigim milyon tane kıyafetimden dolabım dolup
tasmakta..
Medcezir halim bu yazıdan bile anlasılıyor,nasıl kurtulurum bu cekimden bilmiyorum..
Umuyorum ki bir an once kendime gelmeyi basarırım..

18 Şubat 2009 Çarşamba

The Cure - Friday I'm in Love

The Cure grubunun cok sevdigim , canlı canlı dinlemek serefine nail oldugum , her daim nesemi yerine getiren , zıp zıp zıplamama sebep olan parcasını paylasmak istedim.
İste sozleri:

I don't care if monday's blue
tuesday's grey and wednesday too
thursday I don't care about you
it's friday I'm in love

monday you can fall apart
tuesday wednesday break my heart
thursday doesn't even start
it's friday I'm in love

saturday wait
and sunday always comes too late
but friday never hesitate...

I don't care if monday's black
tuesday wednesday heart attack
thursday never looking back
it's friday I'm in love

monday you can hold your head
tuesday wednesday stay in bed
or thursday watch the walls instead
it's friday I'm in love

saturday wait
and sunday always comes too late
but friday never hesitate...

dressed up to the eyes
it's a wonderful surprise
to see your shoes and your spirits rise
throwing out your frown
and just smiling at the sound
and as sleek as a shriek
spinning round and round
always take a big bite
it's such a gorgeous sight
to see you in the middle of the night
you can never get enough
enough of this stuff
it's friday
I'm in love


bu da dinlemek isteyenler icin linki: (Yazının başlığına tıklayarak da ulaşabilirsiniz. )

saygılar sunarım efenim...


Edit:Şarkıyı dinlemek icin sol taraftaki playlist'i de kullanabilirsiniz...

ne okumalı, nasıl karar vermeli ??

Kitap okumak istiyorsunuz,ama ne okusanız acaba aklınıza bir sey gelmiyor.Alakasız zamanlarda aklınıza bir suru kitap ismi gelirken,simdi hepsi ucmus gitmis!! Boyle bir durumda ne yaparsınız?
Ben genelde kutuphaneye gidip, butun raflar arasında soyle bir tur atıyorum.Kutuphane beni oyle mutlu eden bir yer ki..Bazen cok enteresan kitaplar kesfediyorum.Bazen de ilgimi ceken hicbir sey bulamıyorum.
Az once yine bi kitap krizine tutuldum ve bu sefer daha kolay bir yol seceyim,bir de google'da arama yapmayı deneyeyim dedim.Amma velakin su internet aleminde,size kitap seciminde adam akıllı yol gosterecek bir site yok.Bazı forumlarda bazı konularda kitaplar tavsiye etmis insanlar.Ama acıklayıcı birsey yok.
Ben de dusundum ki keske soyle kitap ansiklopedisi gibi bir site olsa,kategorilere gore kitaplar ayrılsa,konusu hakkında bir acıklama olsa,kullanıcılar her kitap hakkında yorum yapsa ve oy verse,her kategoride en cok begenilen kitapların istatistigi yayınlansa,belli bir kategori tercihi olmayan kisilere site uzerinde en yuksek oy almıs kitaplar onerilse,(son bir hafta icinde,son bir ayda ve tüm zamanlar icin gibi) ne guzel olurdu.
E peki ozlem ne bicim bilgisayarcısın keske diyecegine yapsana diyenlere de soyle bir cevabım var: " boynum agrıyor azizim ,yoksa dukkan senin:)) "
Herneyse saka bir yana, yavastan boyle bir arastırma yapmaya karar verdim.Kitap taraması ve sınıflandırma yapmak gerek, her kategoride 10-15 kitapla baslansa, sonradan sayı daha da arttırılır.Kullanıcılardan gelen oneriler dogrultusunda yeni kitaplar eklenir.
Guzel olmaz mı yaaa???

6 Ocak 2009 Salı

Üşenmeyenlere Güzel Bir Alternatif

Kilo vermek için birinci şart neyi ne kadar ve ne zaman yediğini takip edebilmek.Eğer ipin ucunu bir kaçırır ve toparlamazsan sonuç hüsran.Kendini disiplinize etmek için de ne yediğini yazmak güzel bir yöntem.(Diyetisyenlerin de uyguladığı bir taktik.)Böylece akşama bakıp "oyyy ben dünyayı yemişim bugün" diyip ertesi gün daha az yeme yolunda kendini gaza getirebilirsin.Bir diğer alternatifse "Vayy takdir ettim kendimi.Hadi koçum aslanım devam et böyle."
Ama benim gibi dağınık bir insansan neyi nereye yazdığını unutuyorsan,hatta çoğu zaman yazmayı bile unutuyorsan zor bi iş bu açıkçası.

Amma velakin maillerimizi her gün takip ettigimiz gibi yediklerimizi de takip edebileceğimiz bir site keşfettim az once.caloriecount.about.com.Bu tamamen ücretsiz bir servis.Üye olduktan sonra günlük bir log tutuyor sizin için.(Tabi ki önce verilerinizi alıyor,kaç kilosun boyun kac hedefin ne vs.)Daha sonra da bu hedefi ne kadar sürede gerçekleştirebilirsin,yeme alışkanlıkların neler bunları öğrenebiliyorsun.
Günlük takip olayı hoşbirşey.O ana kadar yediklerini,yaptığın egzersizlerini ekliyorsun ve aldığın kalori yaktığın kalori listeleniyor.Benim hergün kafamdan yapmak zorunda kaldığım hesapları otomatik yapıyor(tembelleşmek için bir sebep daha) .
Sürekli siteye girip takip etmek zor olur diyenlere bi de toolbar opsiyonu sunmuşlar.Henüz firefox ve internet explorer için çalışıyor.Bu benim gibi bir chrome severi üzse de biraz sabredeceğiz artık.

yeni yıl,yeni yaş,ilk kırışık

Yaş otuzbeş yolun yarısı edermiş,ben ise tam 15 gün sonra 22 olacağım ve yolun yarısını çoktan geçmiş gibi hissediyorum.Sanırım dünyadaki zamanla benim zihnimdeki zaman birbiriyle pek örtüşmüyor.Halbuki şimdiye kadar neredeyse her ortamda en küçük ben oldum.En küçük çocuğum.Peki neden bu kadar yorgun ve yaşlı hissediyorum??Hatta hisleri de bir yana bıraktım.Bedenim bile artık iflas ediyor.Omurgam yamulmuş,midem zaten doğuştan bozuk,tiroid bezim eksik çalışıyor.Buna bir de 3 gün önce farkettiğim alnımdaki kırışık eklendi şimdi de.İçten çürük olmaya alışmıştık,bari ambalaj bu kadar çabuk bozulmasaydı,paketi süslü tutabilseydik uzun süre..

Yine de o kadar çabuk pes etmeye niyetim yok.Zaman beni erkenden yormaya başlamış olabilir,ama ben de sıkı bir rakibim.Bu dakikadan sonra sağlıklı yaşam aktiviteleri başlıyor!!
Beni izleyin anacım:)


25 Mayıs 2008 Pazar

öğrenilmiş çaresizliklerle başa çıkmak-2

................Olaylara verdiğiniz anlam herşeydir.Başımıza gelen olayı biz seçemeyiz ama olayları yorumlama şeklimizi biz seçebiliriz.Kaderimizi kontrol altında tutabilme noktamız burasıdır.Evrenin bizim üzerimizdeki etkisini burada seçebiliriz.Özgür irademiz ve seçimlerimiz bu noktada kendini gösterir.Algılarımızın pasaport kontrol noktası burasıdır..................

alıntı:Mümin Sekman-Herşey Seninle Başlar

24 Mayıs 2008 Cumartesi

öğrenilmiş çaresizliklerle başa çıkmak

.............İçinde yaşadığınız toplumu değiştiremeyebilirsiniz ama birlikte yaşadığınız topluluğu değiştirebilirsiniz.Dünyayı değiştiremezsiniz ama dünyanızı değiştirebilirsiniz.Kendinize yeni bir yaşam çevresi seçebilirsiniz.Sizin gibi düşünen,yaşayan,hisseden insanlar var.Onları bulmak için yollar da var.İnsanı istediğine götüren yolların sayısı,gökteki yıldızların sayısı kadardır.....................

alıntı:Mümin Sekman-Herşey Seninle Başlar